| |
İSTANBUL'UN İLKLERİ
İlk trafik kazası
İstanbul’da ilk trafik kazası 1912 yılında bugünkü Şişli
Camii önünde olmuştur. Kaza İtalyan Elçiliği’nin şoförü
tarafından yapılmıştır. Bir Arnavut vatandaşa çarparak
yuaralayan ve kazayı yaptıktan sonra kaçan şoför Pangaltı’da
arabası ile polisler tarafından yakalanmıştır.
İlk gece kulübü
Osmanlı İstanbul’unda “Pera” yani karşı yaka dışında meyhane
yahut benzeri eğlence yerlerinin açılmasına asla izin
verilmedi. Batılı manadaki ilk kulüp, Sadrazam Mehmet Emin
Ali Paşa’nın himayesinde 24 Kasım 1870’te ‘Encümen-i Ülfet’
yani ‘Dostluk cemiyeti’ ismiyle açılmıştır.
Adalar arası ilk asma köprü projesi
19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirilmek üzere
yapılmış olan bir proje, Büyükada ile Heybeliada arasında
bir asma köprü projesidir. Dolmabahçe Sarayı’nın yapıldığı
sırada Mimar Sergis Balyan effendi’ye verilen fakat
gerçekleşmeyen bu projeye göre iki ada arasında 6.5 zira
(yaklaşık 5.5 metre) genişliğinde bir köprü kurulacaktı.
Köprüden geçiş parası kuruş olarak hesaplanmıştı ve günde
300 kişinin geçeceği tahmin edilerek yapım çalışmalarının 50
yılda amorti edileceği düşünülmüştü.
İlk hokkabazlık
Hokkabazlık İstanbul’da 1492 yılında Portekiz ve İspanya’dan
kaçıp İstanbul’a gelen yahudilerin getirdiği sanattır. Eski
Türk temaşa oyunları içinde en çok meraklısı olan oyun
hokkabazlıktır. Çünkü bir yanda el çabukluğu, göz bağcılığı
gibi hüner gösterisi olur, öte yandan usta ile yamağı
arasında uzun güldürücü konuşmalarla oynanan oyunlar
sergilenir.
İlk org
15. yüzyılda kurulan Galata Mevlihanesi, bir zamanlar musuki
ve ilmi kaynaştırarak kültür hayatımızda derin izler
bırakmıştır. Galata Mevlihanesi, İstanbul’a ilk orgu
getirmiştir.
İlk fuar
İlk Türk sergisi ‘Sergi-i Osmani’, Sultanahmet Meydanı’nda
şimdiki parkın yerinde düzenlenmiştir. Bu sergiyi hazırlama
işi Maarif Nazırı Mustafa fazıl Paşa’ya verilmişti. 27 Şubat
1863 günü ‘Sergi-i Osmani’ törenle açılmıştır. Sultan
Abdülaziz Han, maiyetiyle birlikte açılış töreninde hazır
bulunmuş ve dört saat kalarak ilgililerden gerekli bilgileri
almıştır.
İlk tramvay
1869 yılının 3 Eylül günü yağan şiddetli yağmura rağmen,
Tophane’de büyük bir kalabalık toplanmıştı. Nedeni ise
İstanbul ulaşım tarihinde yeni bir devir açacak olan atli
bir tramvaydı. Herkes onu görmek istiyordu. Devrin en üstün
kara nakil vasıtası olan atlı tamvayın İstanbul’da
işletmesini sağlamak amacıyla ‘İstanbul Tramvay Şirketi’
kurulmuştur. İlk atlı tramvay Azapkapı-Aksaray,
Aksaray-Yedikule ve Aksaray-Topkapı hatlarında işletmeye
girdi.
İlk büyük ziyafet
İstanbul’daki ilk büyük ziyafet Dolmabahçe Sarayı’nda Bulgar
Kralı Ferdinand ve eşi şerefine verilmiştir. Bu ziyafette
bütün davetliler üniformalarını giymişlerdi. Davette
kadınlar tuvaletlerini giymiş, mücevherleri ile göz
kamaştırıyorlardı.
İlk zürafa
Tarih-i Enderun adlı eserinde Hafız İlyas Bey’in yazdığına
göre; İstanbul2a ilk zürafa Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa
tarafından deniz yolu ile gönderilmişti. Tarih Rebiülevvel
ayının 23’üne tesadüf eden Pazar günüydü. İstanbul’a gelen
ilk zürafa halkın akın akın ziyaretine uğramıştır. Padişahın
da hayvanı görmek istemesi üzerine Çinili Kök Meydanı’na
getirilmiştir.
İlk gece maçı
Türk futbol tarihinde ilk gece maçı, 9 Eylül 1933’te saat
21.00’de Taksim Kışlası Stadı’nda oynanmıştı.
Fenerbahçe-Beyoğluspor arasındaki karşılaşmayı, saha
kenarına diikilen direkler arasında sallandırılan donanma
ampülleri aydınlatıyordu. Fenerbahçe’nin 4-2 kazandığı maçta
ilk golü Fenerbahçeli Sağacık Küçük Fikret(Kırcan) atmıştı.
Karanlıktan dolayı keskin gözlerin bile zor gördüğü bu gece
maçının ilginç yanlarından birisi de Fenerbahçe takımında
hayli miyop olduğu halde gözlüksüz oynayan üç futbolcunun
bulunmasıydı. Bu futbolcular Şevket Soley, Fikret Arıcan ve
Orhan Menemencioğlu idi.
İlk kadın memurlar
Kadın memurlara yönelik ilk ilanı 1. Dünya Harbi’nde boşalan
memuriyetler için Maliye Nezareti vermiştir. Silah altına
alınmış memurların işini görebilecek hanımlar vazifeye davet
edilmiştir.
İlk resmi define avcısı
Helmut Mecler adında bir Alman vatandaşı İstanbul
Belediyesi’ne müracaat ederek Karacaahmet mezarlığı’nda 10
bin altın paralık bir definenin olduğuna dair bir iddiada
bulunarak kazı izni isteğinde bulunmuştur. Yaptığı
müracaatta kanuni hakkı olan yüzde 35’in kendisine verildiği
takdirde, yerini göstereceğini de bildirmektedir. Belediyeye
yaptığı müracaatın kabulü üzerine de Karcaahmet
Mezarlığı’nda ilk kazı çalışmalarına başlanılmıştır.
Belediye yetkilileri, zabıta ve müze yetkilileri ile yapılan
kazı çalışmaları üç gün sürmüş ama define bulunamamıştır. Bu
garip ve resmi olay 18 ile 21 Nisan 1935 tarihlerinde
gerçekleşmiştir.
Evlere ilk su projesi
İstanbul’a su veren Terkos Şirketi, 1948 yılında bir grup
Alman uzman evlere sıcak su projesi verilip verilmeyeceğine
dair bir çalışma yaptırmıştı. Yaptırdığı bu çalışma üzerine
o güne kadar değerlendirilemeyen ağaçlı linyit kömüründen
havagazı üretebileceğine ve evlerin bu gazla
ısıtılabileceğine dair bir proje geliştirdi. Bu proje en son
1949 yılı Şubat’ında halk arasında bir hayal konusu olarak
günlerce konuşuldu. Fakat daha sonra unutulup gitti.
İlk boğa güreşi
1910 yılında, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Osmanlı
Devleti’nde özgürlük ortamı genişletilmiş, bu çerçevede daha
önce yasak kabul edilen birçok uygulama ülkeye girme
fırsatını bulmuştu. Bunun bir yansıması olarak, yurtdışından
gelen bir kumpanya, 1910 yılının Mayıs ayında, Beyoğlu’nda
birkaç boğa güreşi gösterisi yapmıştı. Fakat gösteriler
osmanlı basını tarafından haber alınınca, gazetelerde
kumpanyayı eleştiren ve buna son verilmesini isteyen
haberler çıkmış, bunun üzerine de yapılması planlanan
gösterilerden apar topar vazgeçilmişti. Kamuoyundan gelen bu
şiddetli tepki yüzünden İstanbul’da bir daha boğa güreşi
yapılamadı.
İlk alafranga çatal-bıçak kullanımı
Serasker Hüsrev Paşa, 1820 yılında, İngilizlerin vermiş
olduğu bir baloda ilk kez gördüğü ve kullandığı çatal bıçağı
Sultan II. Mahmut’a özendirerek anlatıp Topkapı Sarayı’na
süslü bir çatal-bıçak takımı armağan etmiş ve böylece ilk
kez yemekte alafranga çatal-bıçak kullanılmıştır.
İSTANBUL'UN ENLERİ
En gözde çeşme
İstanbul'da en çok resmi çekilen, çok sayıda fotoğrafı
bulunan ve birçok şiire ilham kaynağı olan çeşme Küçüksu
Çeşmesi'dir.
En büyük tribün kazası
20 Aralık 1960 günü Ali Sami Yen Stadı'nın açılış töreninde
tribünlerden yuvarlanan yüzlerce kişi yaralanmıştı. Faciadan
sonra yapılan milli maçta Türkiye ile Bulgaristan golsüz
olarak berabere kalmıştı.
En çok yanan yangın kulesi
Beyazıt'ta İstanbul Üniversitesi Merkez Binası bahçesinde
yer alan kule Beyazıt Yangın Kulesi'dir. 1749'da yapılan bu
ilk kule ahşaptandı. 1756'daki Cibali yangınında bu kule de
yandı ve yenisi yine ahşaptan yaptırıldı. 1826'da Yeniçeri
Ocağı'nın kaldırılması sırasında, Tulumbacı Ocağı'nın da
kaldırılması üzerine kule bu sefer de yıktırıldı. Aynı yıl
çıkan Hoca Paşa yangınından sonra ihtiyaç üzerine bir kez
daha ahşaptan yapıldı. Bu kez kule, yeniçerilik yandaşları
tarafından yakıldı. Nihayet 1828'de Sultan II. Mahmud'un
emriyle bu kez kagir (taş ve tuğladan) olarak Senekerim
Balyan'a yaptırıldı. Senekerim Kalfa'nın bilinen tek yapısı
olan kule, toplam 85 metre yüksekliğindedir. İlk yapımında
geniş saçaklı külah biçiminde ahşap bir örtü ile
sonlanmaktaydı. 1849’da değiştirilerek bugünkü sekizgen
planlı ve yuvarlak pencereli üç kat eklenmiştir. 1889'da da
kulenin üstüne demirden bir gönder dikilmiştir. Yanmaktan
kurtulan kule bu sefer 1894 depreminde kısmen hasar
görmüştür.
En uzun tarihi cadde
Trakya'dan İstanbul'a gelen eski Via Egnatia'nın kent içinde
kalan bölümü Mese'dir. Şehrin omurgası olan bu yol şehri bir
uçtan bir uca geçmektedir. Bu tarihi yolun Osmanlı döneminde
güzergahı değişmemiş sadece eklemeler olmuştur. Buna göre
İstanbul'un en uzun caddesi Sultan Mahmud Köprüsü'nden
(Unkapanı Köprüsü) başlayıp,Yeni Camii'yi sağına alarak,
Eski Saray'ın önünden Babıali'ye çıkmakta, buradan Ayasofya
Meydanı ve Atmeydanı'na erişmektedir.
En tuhaf cemiyet
Kimyager Nureddin Münşi ve Müderris Salih Murat Bey
tarafından 1931 yılında kurulan 'Ölüleri Yakma Cemiyeti'
İstanbul'un en tuhaf cemiyetidir. Kuruluşu için resmi
başvurular 21 Haziran 1931 tarihli gazetelerde yer alır.
Mısırlı bir hanım tarafından bağışlanan Şişli'deki Likör
Fabrikası arkasındaki arsa üzerinde ölü yakma fırını
kurulacağı ilan edilmiştir.
En tanınan ustura markası
İstanbul'un en tanınan usturası Ali Bıyıklı usturasıdır.
Aynı ismi taşıyan Ali Bıyıklı tarafından üretilen usturanın
özelliği çelik saplı geleneksel usturalardan farklı olarak;
1962 yılında, plastik saplı, jiletli, çelik ustura olarak
üretimine başlanmıştır. Dünyada aranan üç markadan biri
olarak İstanbul'da üretilmektedir.
En kalabalık şehir
İstanbul 1507 yılında en kalabalık kent olarak Herat'ın
yerine geçmişti. 1840 yılında ise birincilik Londra'nın
olmuştur.
|