ii) Insan Bilimleri : Konusu insan olan
bilimler canli doga bilimlerinin tüm zorluklarini tasimaktan
öte; ayrica insanin özelligi geregi iki temel zorlukla karsi
karsiyadirlar. Insan her canli gibi degisir. Ama onun kisilik
özellikleri öylesine gelismis ve bireysellesmistir ki insan
bilimleri bu nedenle neredeyse genelleme yapamaz duruma
düsmektedirler. Yine insanin yasadigi bir baska degisim süreci
de diger hiçbir varlikta görülmeyen toplumsal olma özelliginden
kaynaklanmaktadir. Hatta bu alanda degisim iki boyutludur.
Toplumsal yaniyla insan yalnizca zaman içinde degismemekte ayni
zamanda farkli toplumlarda farkli özellikler de tasimaktadir.
Iste bu üç boyutlu degisim süreçleri insan bilimlerini daha
dikkatli ve özenli olmaya zorlanmaktadir. Tüm bunlara bir de
laboratuar olanaksizliklarini eklersek; insan bilimlerinin niçin
19. yy.la kadar beklemek zorunda kaldiklarini daha kolay anlariz.
Pozitif bilimsel bilgilerin özellikleri :
Seçicidir:
Sinirlari
belli bir varlik alanini konu edinir ve bu sinirlar disina
kesinlikle çikmaz.
Kuskucudur :
Yalnizca bilim disi açiklamalari
degil bilim çevrelerinin yaptigi açiklamalara bile kusku ile
yaklasir.
Elestiricidir :
Özellikle de var olan bilimsel açiklamalara elestirel bir tavirla yaklasir.
Somuttur : Olgulara dayanir. Var olan gerçeklikleri inceler. Soyut konu ve
kavramlarla ugrasmaz.
Nesneldir :
Herkes için tek ve degismezdir.
Kisiye gruba veya baska ölçülere göre degismez.
Evrenseldir :
Nesnel oldugu içindir ki evrenin her yerinde ayni sekilde
geçerlidir.
Kollektiftir : Tüm insanligin ortak kültür malidir.
Akilcidir : Kendi içinde tutarli akil ve mantik ilkelerine uygun
bilgilerdir.
Genelleyicidir :
Tek tek olgulardan hareket eder
ama genellemelere, genel yargilara ulasir. Siniflama yapar.
Benzer olaylari digerlerinden ayirir.
Ölçülüdür :
Matematiksel
bir dil kullanir. Kesin ölçülerle, sayilarla ile açiklama yapar.
Deneysel ve uygulanabilirdir :
Olgusal oldugu içindir ki
deneylerle sinanabilirler. Hatta bilimsel bilgiler teknik
araciligi ile hayatin farkli alanlarinda her türlü araç ve
gerece dönüsürler.
Birikimli olarak ilerler, dinamiktir : Kuskucu ve elestirici tavri bilime her dönem yeni ufuklar açarak
onu dinamik bir alan haline getirir.
Bilimsel tavir : Pozitif
bilimlerin yukarida saydigimiz özellikleri tasiyan bilgilerine
ulasabilmek için onula ugrasan insanlarda bazi temel nitelikler
olmak zorundadir.
Bilim çok zevkli keyfli ve bir o kadar da
prestijli bir hayat kazandirir insana.
Ancak tüm bunlar için o
insanda da birtakim özelliklerin bulunmasi gerekir:
Nesnel tavirli olmak :
Bilimle ugrasanlar bilimsel çalismalari
sirasinda, her türlü önyargilarindan, inançlarindan,
egilimlerinden uzak durmalidirlar. Yansiz ve nötr olmalidirlar.
Ve ayrica da metafizik degerlendirmelerin her türlüsünden
arinmalidirlar.
Nedensellik ilkesini benimsemek
: “Her olayin
yine ayni cinsten ve kendinden önce gelen somut
bir nedeni vardi” ilkesini benimseyip çalismalarini ve
açiklamalarini bu ilkeye göre yapmalidirlar.
Kuskucu ve
elestirel yaklasim : Bilimsel yöntemlerle kanitlanmayan savlara
kusku ile bakmalidirlar.
Sabirli olmak :
Nesnel gerçegi ararken
aceleci davranip, yeterli çalisma ve denetimleri yapmadan
açiklama yapmamalidirlar. Dogru sonuçlara ulasmak için bikmadan
usanmadan ve titiz olarak ugrasilmalidir.
Düsünce dürüstlügü : Dogrulugu bilimsel yöntemlerle kanitlanmis bilgileri ne bireysel
çikar ugruna kullanmak, ne de bir takim güçlerden korkarak inkar
etmek hatta saklamak/susmak ya da kötüsü inkar etmek bilimsel
dürüstlüge sigmaz.
Hosgörülü olmak :
Tüm bu özellikleri içinde barindirip bir potada eritebilen bilge bir kisilikle ölçülü
seviyeli ve tahammüllü bir hayat sürmek.
Felsefenin Bilimlere Yaklasimi :
Bilimlerle ve onlarin gelisimi ile çok yakin ve
organik iliski içinde olan felsefe; tarihi gelisim süreci içinde
ayriliklar tasisa da bilme belli ortak bir bakis açisi içinde
olmustur. Bu açi onlarin gelismesine , yöntem ve ilkeler
açisindan yardimci olmak, bilimlerin kullandigi kavramlarin
anlam içerigini tartismak ve belirlemek, bilimin vardigi
sonuçlarin dogruluk degerlerini irdelemek ve bu sonuçlardan
sonra tavrini gözden geçirip kendine yeni ufuklar açmaktir.
Bir
dönem tümü kendi içinde yer alan bilimlerin tek tek felsefeyi
terk edip kendi ayaklari üzerinde varolmaya baslamasina da yine
felsefenin içinden çikan bilim adamlari önayak olmuslardir.
Ancak bu dogal olarak bilimlerin bir süre daha su ya da bu
ölçüde metafizigin etkisinde kalmasinin da nedeni olmustur.
Felsefenin bilimle iliskisi pozitif bilimlerin felsefeden
ayrilip, kendi ayaklari üstünde durmayi basardiklari 19 ve 20
yüzyilda çok daha netlesmistir. Bu dönemden sonra felsefe bilim
üzerine düsünüp, bilimlerin mantigini kurmaya daha çok zaman
ayirmistir. Bu nedenle de bilim ve mantikla çok daha önceden de
ilgilenmesine ragmen, felsefenin bilimle ilgili alt dali olan
BILIM FELSEFESI’nin miladi bu yüzyillar kabul edilir.
Bu dönemin
en çok sözü edilen konusu da felsefenin kendisinin da
metafizikten arinip bilimsel olmasi gerekliligi olmustur.
Bilimin Tarih Içindeki Gelisimi Birçok sosyolog ve antropolog
ilkel toplumlarinin büyücülerini ilk bilimciler olarak kabul
ederler. Ancak insanlik tarihinde bilimin baslangici olarak
yazininda bulundugu Mezopotamya ve Misir uygarligi kabul edilir.
Bu dönemde özellikle geometri, matematik ve astronomi tarimsal
üretimin gerek duydugu bilgileri pratik olarak çözümlemistir.
Baslangicinda bilim pratik amaçlara dayaniyordu, bir de din
adamlari sinifina. Yani bilgiler din adamlarinin tekelinde
bulunuyor bir anlamda ilkel büyücülük sürüyordu. Bölük pörçük
bilgiler vardi ama belli bir sistematigi henüz yoktu bilimlerin.
Bilimsel çalismalarin pratik kaygilarin ötesine geçisi; Ege uygarligi ile gerçeklesti. Tam da Felsefenin dogdugu çaga. Bu
dönemde matematik, geometri ve astronominin yanina fizik ve
biyolojiyi ve simya biçimi ile kimyayi da eklemek olasi. Ancak
bu dönemin tabiat (doga) bilimleri önemli metfizik izler
tasimaktadir. Thales’in tüm evreni canli saymasi gibi. Bu
dönemde özellikle matematik bilimleri alaninda bu günde
geçerliligini koruyan büyük basarilar elde edilmistir. (Thales
teoremi, Pisagor bagintisi, Öklit Geometrisi, Arsimed yasasi
gibi)
Orta çagda her alanda oldugu gibi bilim alaninda da dinin
egemenligini ve buna bagli olarak da duraklamayi görürüz.
Bilimin temel özelligi olan özgür düsünce ve elestiri bir yana
itilince bilimde iyice metafizik batakligina sürüklenmistir.
Hiristiyan orta çaginin iyice tutuculastigi dönemde, yeni din
Islamiyet yeni olmanin getirdigi dinamikle bilime biraz daha
hosgörülü bakinca, bilimin merkezi yine orta doguya kaymistir.
Ancak bu dönem Islam düsünürleri de tipki Hiristiyanligin ilk
döneminde oldugu gibi Idealist bir tavirla bilime ve felsefeye
yaklasarak, bir anlamda bir tekrardan öteye geçememislerdir.
Bilimde ve insanlik tarihinde yenilesme ve ilerleme bir baska
bahara kalmistir. 15 ve 16 yüzyilda Reform ve Rönesans’la
baslayan degisim süreci; 17 ve 18 inci yüzyilda Aydinlanma ile
yükselen dinamik olmus, 19 ve 20 nci yüzyilda sanayilesme ile
degisim doruga varmistir. Içinde bulundugumuz 21 inci yüz yil
ise bilimin altin çagi olacakmis gibi görünmektedir. Kilisenin
resmi ideolojisini sarsan ilk bulgular 16 ve 17 yüzyilda
astronomiden gelmistir.
Ilkçag düsünürü Batlamyus’ un kilise
tarafindan tanri söylemine dönüstürülen Dünya merkezli evren
anlayisina karsi; Kopernik, Kepler, Bruno ve Galile Günes
merkezli evreni koyunca kizilca kiyamet kopmustur. Bunun bedeli
cezalandirilan bilim adamlari tarafindan ödeniyor görünse de en
büyük bedeli etkisini yitiren metafizik anlayislar ödemislerdir.
Astronomiyi Fizik ve Biyoloji izlemistir.
18 inci yüzyilda
Newton’la fizik maddenin sakinimi yasasini açiklayarak hiçbir
seyin yoktan var olmadigini ve yok olmayacagini söylerken,
Mendelson hem de kilisenin arka bahçesinde dogal olmayan
yollardan yapay bezelyeler üretiyordu.
19 uncu yüzyil insan
bilimlerinin yüzyili oldu. Psikoloji ve Sosyoloji pozitif birer
bilim olarak mistik ve metafizikten uzaklastilar.
20, yüzyil
bilimin disindaki odaklardan çok kendi içinde hesaplasmasi ile
geçti.
Einstein ve Plank’la Fizik Newton’u asti.
Günümüz ise
kimilerine göre iletisim ve teknolojinin kimilerine göre ise
“genom”la biyolojinin çagi; ama daha da önemlisi bilimin altin
çagi degil mi?