erisi.com
 
ANASAYFA denizcilik linkler
Felsefe Kişisel Gelişim Haritalar Paradigma İzcilik Futbol Resimler Türk Tarihi Atatürk
FELSEFE NEDİR VE FELSEFENİN DOĞUŞU
FELSEFE  BAŞLANGIÇ

FELSEFE TARiHi

İNSAN BİLGİSİ/TÜRÜ BiLGi ve ÇESİTLERİ BiLiM FELSEFESi
VARLIK FELSEFESİ

AHLAK FELSEFESi

KABALA VAROLUŞ FELSEFESi  MATERYALIZM.
OLGUCULUK ÇÖZÜMLEYICI ELEŞTİREL MARKSİZM YAPISALCILIK.
FRANKFURT OKULU HELENiZM THAGORASÇI OKUL IYONYA OKULU BİLGİ FELSEFESİ
 

BiLGi FELSEFESi

A. Bilgi felsefesinin konusu :
Akil ve sezgi gibi yetiler gerçekten insan zihninde var midir? Varsa, görünüslerin ötesinde kalan varligi bilmemizi saglayabilirler mi? türünden sorular bilgi felsefesinin konusunu olusturur. 
1. Bilgi kurami (Epistemoloji) : Bilgi kurami bilginin ne oldugunu, hangi yolla elde edildigini, amacini arastiri. Bir yandan bilginin özünü, ilkelerini, kökenini, yapisini, kaynagini arastirir, diger yandan bilginin yöntemini, geçerliligini, kosullarini, olanak ve sinirlarini sorgular. 
a. Bilgi kuraminin temel kavramlari : 
Dogruluk : Dogruluk, bilginin, bilgisi edinilen seyle tam uygunlugunu dile getirir. Buna göre dogruluk; algilar, kavramlar ve bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasindaki uygunluktur. 
Gerçeklik (Realite) : Varligin, varolus tarzidir. Bilinçten bagimsiz olarak var olandir.
Temellendirme : Ortaya atilan bir soru ya da ileri sürülen bir sav için dayanak, gerekçe, temel bulma isidir. 
 b. Bilgi kuraminin temel sorulari :
   
 Bilgi nedir?
  
  Kaç türlü bilgi vardir?
  
  Bilgi edinmenin amaci nedir?
  
  Bilgi edinme sürecinin ilkeleri nelerdir?
  
  Hakkinda bilgi edinilen nesne ile bilgi edinen özne arasinda ne gibi bir iliski vardir?
   
 Kaç çesit bilgi edinme yolu vardir? 
2. Mantik : Düsüncenin temel yasalarini (özdeslik, çelismezlik, yeter neden ilkesi gibi) saptar; dogrunun ölçütlerini arar. 

B. Bilgi Kuraminin Temel problemi
1. Dogru bilginin imkansizligi : Insan aklinin (ya da yetilerinin) gerçegi bilemeyecegini, herkes için genel geçer bilginin imkansiz oldugunu ileri süren görüslerdir. 
a. Sofistler : Insanin dogru bilgiye herkes için geçerli olabilecek bilgiye ulasilamayacagini, bilginin kisiden kisiye degistigini ileri süren filozoflardir. 
Protagoras : “Insan her seyin ölçüsüdür.” der. Protagoras’a göre tüm bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum insandan insana degisir. Bir sey bana nasil görünüyorsa benim için öyledir. Rüzgar üsüyen için soguk, üsümeyen için soguk degildir. 
Gorgias : Hiçbir sey var degildir. Var olsaydi bile bilinemezdi. Bilinse bile baskalarina aktarilamaz. Sözleriyle bilginin bilinemeyecegini ileri sürer. 
b. Septikler : Herhangi bir konu hakkinda dogru ya da yanlis seklinde yargida bulunulamayacagini ileri süren görüstür. En önemli temsilcileri, Pyrrhon, Timon, Karneades, Arkesilaos’tur.  Septiklerin bu görüsleri günlük olaylar ve pratik islerle ilgili degil, felsefi gerçekler ve ilkeler hakkindadir. Septisizm gerçegi bütünüyle inkar etmek degildir. Çünkü inkar da bir yargidir.
Oysa Septikler hiçbir konuda kesin yargida bulunmazlar. 
2. Dogru bilginin imkani  
a. Rasyonalizm : Rasyonalizm, bilginin akil ve onun bir islevi olan düsünme gücü ile olustugunu benimseyen, dogru bilginin ölçütünü de duyular da degil akil da bulan bir ögretidir. Rasyonalizme göre insan akli birtakim ilkeler ya da yetilerle donatilmistir. Evreni olusturan tüm nesneler hakkinda kesin bilgi edinmemiz için sadece bu ilkelere uygun bir biçimde mantigimizi kullanmamiz yeterlidir.
* Sokrates (M.Ö. 469 – 399 ) : Ahlaki dogrularin ve erdemlerin bilgisinin insanin ahlakli olabilmesinin zorunlu kosulu olarak gördügü bilgidir. Sokrates’e göre bu bilgi dogustandir yani insan dünyaya bu bilgiyle gelir. Fakat insan bu dünyaya geldiginde bunlari unutmustur. Bu yüzden bu bilgilerin hatirlanmasi ve bilinç düzeyine çikarilmasi gerekir. Bunun Sokrates maiotik (dogurtma) yöntemi kullanir. 
* Platon (M.Ö. 427 – 347) : Platon’un bilgi felsefesi varlik görüsüne dayanir. Platon’a göre varlik görünüsler dünyasi ve idealar dünyasi olmak iki evren vardir. Gerçek bilgi, idealarin bilgisidir. Idealar degismez, gözle görülemez, duyularla algilanamaz olan varliklardir. Idealar ancak akil yoluyla bilinebilir. Bunu da filozoflar yapabilir. 
* Aristoteles (M.Ö. 384 – 322) : Aristoteles’e göre var olan bir seyle ilgili olarak gerçek bir bilgiye sahip olabilmek için onun varliga gelisini saglayan dört nedenin bilinmesi gerekir. Bunlar; maddi neden, formel neden, fail neden, amaçsal nedendir. Aristoteles’e göre, bilimin asil amaci ve genel anlami, tekili bilmektir. Bunun için yapilmasi gereken tekil ve tümel arasinda bag kurmak, tekili tümelden çikarmaktir. Aristoteles’e göre, akilda bilgi üretme yetisi vardir. Varligi varliga getiren genel nitelikler o varligin kendisindedir, içindedir. Masa masadir. 
* Farabi (870 – 950) : Akilda bir sezgi gücü bulundugunu, insan zihninde dogustan getirilen düsünceler oldugunu kabul eder. Farabi bilginin üç kaynagi oldugunu söyler. Bunlar duyu, akil ve nazardir. Iste Farabi’nin nazar dedigi dogustan fikirlerdir. Farabi’ye göre ayrica insan zihninde sezgi adi verilen bir güç vardir. Sezgi, apaçik ve kesin bilgiye ulasma aracidir. 
* Descartes (1596 – 1650) : Bilginin kaynaginda yalnizca aklin oldugunu ve insan zihninde dogustan düsünceler bulundugunu savunur.Descartes’a göre insan zihninin iki temel gücü vardir. Bunlar sezgi ve tümdengelimdir. Sezgi, zihinde hiçbir kuskuya yer birakmayan ve en yüksek derecede açik olan bir kavrayis faaliyetidir. Insan sezgi yoluyla bazi seyleri açik seçik olarak bilir.Tümdengelim ise sezgi yoluyla açik seçik olarak bilinen dogrulardan ve tam bir kesinlikle bilinen olgulardan sonuç çikarmadir. 
* Hegel (1770 – 1831) : Hegel’e göre insan; varlik hakkinda duyulari hiç kullanmaksizin yalnizca akil yoluyla gerçek ve kesin bir bilgiye ulasabilir. Çünkü aklin yasalariyla varligin yasalari bir aynidir. Bunu da “Akla uygun olan gerçek, gerçek olan da akla uygundur.” seklinde açiklamistir. Hegel aklin ve varligin yasalari konusunda geleneksel mantik ilkelerini reddederek diyalektik yasalar adini verdigi yasalar ortaya koymustur. Bu yasalara göre varligin kendini tez-antitez-sentez seklinde açtigini savunur. (Varlik-yokluk-olus). Bu asamanin sonunda Mutlak Ruh vardir. Mutlak ruh gelisim asamasini tamamlamis ve varlik dünyasini kavramistir. 
b. Ampirizm : Ampirizm, bilgimizin kaynaginda yalnizca deneyin bulundugunu söyleyen görüstür. Ampirizme göre insan zihni dogustan bos bir levha gibidir. Bu bos levha sonradan deney yoluyla dolar. 
* Locke (1632 – 1704) : Ampirizmin kurucudur. Locke’a göre tüm düsüncelerimizin ve bilgilerimizin kaynaginda deney vardir. Locke iki türlü deney oldugunu söyler. Birincisi dis deney, digeri iç deneydir. Dis deneyde dis dünyadaki varliklar, duyularla denenir. Iç deneyde ise insanin kendi zihninde ve ruhunda olup bitenlerin bilincine varilir.  Locke’a göre, insan zihninde kompleks düsüncelerin ve dolayisiyla bilginin meydana gelmesi için su yetilere ihtiyaç vardir: Algi, bellek, ayirt etme, karsilastirma, birlestirme ve soyutlama yetileri. Locke üç türlü bilgi kabul eder. – Sezgisel bilgi, kendi varliginin bilgisine sahip olmasini saglar - Duyusal bilgi, dis dünyadaki nesnelerin bilgisine sahip olmayi saglar.  - Tanitlayici bilgi, Tanrinin varoldugunu kanitlamayi saglar. 
* David Hume (1711 – 1776) : Hume, insanin her seyi algi yoluyla bildigini söyler. Ona göre algilar iki sekilde ortaya çikar. Bunlar; - Izlenimler, - Ideler (kavramlar ve düsünceler)  Zihinde bulunan her seyin, tüm izlenim, kavram ve düsüncelerin temelinde, dis dünyanin duyular yoluyla algilanmasi vardir. Bu algilarda belli özellikler bulundugu zaman bunlar birbirleriyle birlestirilir. Buna bagli olarak Hume, nedensellik ilkesinin deneyin sonucu olan bir düsünce olmasi gerektigini söyler. Yani nedensellik bir zorunluluk degil, bizim bir aliskanligimizdir.  c. Kritisizm : Insan zihninin güçlerine ve insanin neyi bilip bilemeyecegine iliskin bir arastirmadan meydana gelen felsefi yaklasimdir. Kurucusu Kant’tir. 
* Immanuel Kant (1724 – 1804) : Felsefede rasyonalizm ve ampirizm akimlarinin bir sentezini yapmistir. Kant’a göre, bilgi deneyle baslar fakat deneyle sona ermez. Kant, insan zihninde apriori (önsel) bir bilgi oldugunu savunur. Bir kisim bilgi de aposteriori olarak sonradan elde edilir.  Insan, bilgi sürecinde, pasif olmayip aktif bir biçimde duyular yoluyla gelen izlenimleri siniflar, kaliplara yerlestirir ve yorumlar. Kant’a göre insan bilgisi sinirlidir. Insan zihni, nesneleri ve olaylari gerçekte olduklari sekliyle bilemez. Nesneler, zihnin imkanlarina, yapisina ve formlarina göre bilinebilir. Insan zihni fenomenleri (görüngü) bilebilir. d. Entüisyonizm : Bilginin, dogrudan ve aracisiz bir bilme tarzina karsilik gelen sezgi yoluyla elde edilebilecegini savunan görüse entüisyonizm (sezgicilik) denir. Sezgiye önem veren filozoflar, rasyonel bilginin uygulama ve eylem için önem tasidigini kabul eder. Ancak akla dayanan bilgi, nesnelerle kurulan dogrudan ve aracisiz temasin sonucunda ortaya çikan sezgisel bilginin tamligindan ve kesinliginden yoksundur. 
* Gazali (1058 – 1111) : Ona göre insan, bilgi yolunda duyulardan da akildan da yararlanabilir ancak bu yetiler insana gerçek varligin bilgisini veremez.Zira, gerçek ve kesin bilgi, sezgi yoluyla elde edilir. Bu bilgi türü, insan gönlüne yüce ve manevi bir algi olarak iner. Gazali, iki göz ya da akil bulundugunu savunur. Bunlardan birincisi, normal fiziki göz ya da akildir. Insan bununla maddi dünyaya yönelir ve birtakim bilgilere ulasilir.  Insanda bir de kalp gözü vardir. Kalbin kendisi manevi bir töz oldugu için insan onunla yani sezgiyle gerçekleri bütün açikligiyla kavrar.
* Bergson (1859 – 1941) : Ona göre gerçekten varolan, duragan madde degil süredir. Baska deyisle gerçeklik hayattir ve bunu yalnizca sezgi kavrayabilir.
Bergson’a göre bilmenin birbirlerinden tümüyle farkli olan iki yolu vardir: 
a) Bilimlerde geçerli olan analitik yol : Akil yada zeka yoluyla bilmeye karsilik gelen bu bilme tarzinda gerçekligin maddeden olustugu düsünülür. Bilimler varlik alanini parçalara ayirir. Her bilimin arastirdigi alan farklidir. Bilimler varligin özüne nüfuz edemez.
b) Varligin özüne nüfuz eden sezgi : Bergson’a göre sezgi, gerçekligin temelinde yaratici yasam atiliminin bulundugunu yasayarak anlar. Sezgi, gerçekligi yani süreyi, yasami içten içe duyup yasayarak kavrar.
c. Pozitivizm : Insan için bilgide önemli olanin yalnizca olgulari arastirmak oldugunu savunan akima pozitivizm denir. Kurucusu A. Comte’tur. 
* A. Comte (1798 – 1857) : Comte, toplumu bilim yoluyla yeni bastan düzenlemeyi amaçlamistir. Ona göre düsüncelerdeki anarsinin toplumda karmasaya yol açtigi bir çagda, toplumun kurtulusunu saglayacak tek çözüm pozitivizmdir.Comte, insan için olumlu ve yapici olanin, yalnizca olgulari gözlemleyerek tasvir etmek oldugunu öne sürer. 
d. Analitik Felsefe : Neo pozitivizm yada mantikçi pozitivizm olarak da bilinen bu anlayisa göre felsefenin asil ugras alani dildir. Bu yaklasima göre; felsefe, varlik, deger ve Tanri üstüne dogrulugu test edilemeyen ögretiler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramlari çözümlemektir.
* Wittgenstein (1889 – 1951) : Wittgenstein, dili çevremizde olup biten bir sey, karmasik insan faaliyetlerinin olusturdugu bir bütün olarak görmüstür. Bütün felsefe problemlerini bir dil problemine indirgeyen Wittgenstein, felsefenin özünde bir kuram degil faaliyet oldugunu söyler. 
e. Pragmatizm (Faydacilik) : Dogruyu ve gerçekligi eylemlerin sonuçlari degerlendiren ve onlara fayda açisindan yaklasan felsefi akimdir. Bu akima göre bir düsüncenin degeri, o düsüncenin pratik amaçlarina baglidir. Savunuculari James ve Dewey’dir 
* William James (1842 – 1910) : Bütün kavramlar, bilgiler insan yasamina, insan amacina yardimci olduklari zaman dogrudur. James’e göre “bir düsünce yararlidir, çünkü dogrudur; bir düsünce dogrudur çünkü yararlidir.” Dogru bilginin ölçütü yararli olmasidir.  
* John Dewey (1859 – 1952) : Dewey’e göre kisiye yararli olan ve ona mutluluk veren düsünceler dogrudur. Ona göre düsünce çevreye uymayi, dogadan yararlanmayi ve mutlu olmayi saglayan bir alettir. Bilimsel yasalar ve kuramlar basarili olursa, yani uygulamada bir ise yararsa iyi ve dogrudur, aksi olursa yanlistir 
h. Fenomenoloji : Kurucusu Edmund Husserl’dir. Fenomenoloji özün bilinebilecegini ileri süren bir görüstür. Bu görüse göre öz fenomenin içinde vardir ve bilinç onu yakalayabilir. Öz bilgisine varabilmek için önce bütün verilmis bilgileri parantez içine alip ortadan kaldirmak, yok saymak gerekir. Yani insan günlük yasamdan edindigi bilgileri, önyargilari, din, bilim vb yolla elde ettigi tüm görüsleri bir tarafa birakarak, onlardan arinarak, duyularla algilanan nesnelerin ötesinde bulunan ideal özlükler alanina ulasabilir.